Olmayan Ülke

Menu

 

Wind River Film İncelemesi

Wind River, tecavüz edilip öldürülmüş bir Kızılderili kızın cinayetini, fbi ajanı Jane(Elizabeth Olsen)’in, avcılık yapan Cory(Jeremy Renner)’nin ona yardım etmesini konu alıyor. Özellikle filmde geçen mekanın doğanın sert yüzü olan kar ve soğuğun içinde olması görsel olarak bizi filmin acımasız konusuyla bağdaştırıyor. Aslında Wind River bölgesi, insanın, doğa karşısındaki acizliğini gösteriyor. Romantik bakış açısıyla düşündüğümüzde kar, gayet tatlı ve zararsız görünebilir fakat işin aslına bakarsak insanların, doğanın bu sert yüzüyle baş başa kalıp doğaya meydan okuduğunda sonunda başa çıkamayacağını anlayıp, kendine sığınacak bir yer aramak zorunda kalıyor. İnsan doğayı hiç bir zaman yenememiştir. Filme diğer bir yandan bakarsak Wind River, Kızılderililerin yaşadığı bir bölge ve bu bölgenin yerlileri bir şeylerden rahatsız görünüyorlar. Belki de yıllardır “beyaz adam” tarafından kendi topraklarının alınıp, onlara sadece Amerika’nın çorak, soğuk bölgesinin kendilerine ait kalmasından rahatsızlardır. Kızılderili kız olan Natalie’nin cinayetini araştırırken, girmiş oldukları bir evde duvarda “gerçek kahramanlar kovboyları öldürür” yazısı dikkat çekiyor. Az önce dediğim gibi beyaz adama olan nefretleri hem yüzlerinden hem de tepkilerinden anlaşılıyor.

Filmin önemli karakterlerinden Cory’e gelecek olursak, kızını kaybetmiş bir adam olan Cory’nin bu cinayetin araştırılmasına yardım etmek istemesinin en büyük sebebi kendi kızını da aynı şekilde faili meçhul bir cinayetten kaybetmiş olması. Çaylak fbi ajanı olan Jane, genç ve deneyimsiz olmasına rağmen hırslıdır. Jane, elinden geldiğince davayı çözmeye çalışırken, Wind River yerlilerinin durumlarını anlamakta güçlük çekmektedir. Çünkü bu insanlar onun yaşadıklarından farklı şartlar altında yaşantılarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Bu ıssız, çorak bölgenin çeşitli imkansızlıklarıyla ve onlarla boğuşan insanlar, çoğu konuda ümitlerini yitirmiş gibiler. Diğer yerlerde yaşayan insanlarla aynı şartlar altında olmadıklarını, tamamen unutulmuş bir yerde yaşadıklarını kabullenmişler. Dış yetkililerin çaylak ajan olan Jane’i bu davaya atamalarını buna örnek gösterebiliriz. Umursamadıkları için henüz daha işi tam öğrenememiş birini bile böylesine önemli davaya atayabiliyorlar ve buna Wind River halkı hiç şaşırmıyor çünkü onlar bu durumu çoktan kabullenmişler. Yönetmen Taylor Sheridan’ın Kızılderili kadın cinayetlerini konu alarak aslında direkt o bölgenin bütün imkansızlık ve zorluklarını göstermek istemiş. Film, başladığı ilk dakikadan son dakikasına kadar aynı ciddiyetle ilerleyip, seyirciyi konunun içine çekiyor. Kızılderili kadın cinayetini ve aslında cinayetlerine dikkat çekmek isteyen bu film gerçek hikayeler baz alınarak çekilmiş. Kimsenin umursamadığı bu konuyu yönetmen Taylor Sheridan, etkili bir şekilde sinemaya aktararak bu bölgenin yerlilerinin sorunlarına dikkat çekerek, mükemmel bir filme dönüştürmüş.

 

 

 

paylaşınShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
The following two tabs change content below.

Batuhan İzmirli

İngiliz dili ve edebiyatı öğrencisi, hayatının her anında müzik ve sinemayla iç içe olan, sinema çevirileri yapan, Richard Linklater hastası sinema yazarı.

Latest posts by Batuhan İzmirli (see all)

Categories:   Film Analizi

Comments