Olmayan Ülke

Menu

A NIGHTMARE ON ELM STREET 1984 / ELM SOKAĞI KABUSU FİLM ANALİZİ

 

 

Freddy Charles Krueger, çocukları şekerle kandırıp bodrumuna götürdüğü için komşularınca linç edildi ve kazan’da yakılmıştır, şekli şemali ondan böyledir.
Ama ölmesi hiçbir şey değiştirmedi, rüya iblisleri sadist karakterine hayran oldular ve bu âlemde sonsuz güce sahip olmasını sağladılar, o da gençleri rüyalarına girerek öldürmeye devam etti. Eğer Freddy bir kez peşinize düştüyse kurtulmanız için hiçbir yol yoktur, sizden önceki 35 genç gibi eninde sonunda uykuya dalacaksınız ve Freddy sizi orada bekliyor olacak. Üstelik elini kolunu keserek de durduramazsınız, o bunu zevk için kendisine yapıyor zaten. Kırmızı yeşil çizgili kazağı, eski püskü şapkası ve bizzat kendisi tarafından yapılmış eldiveni ile tanımamanıza imkân yok.

Freddy Krueger efsanesi, 80’lerin ortasında ülkeyi kasıp kavuran video film fırtınasında karşımıza çıkar. Elm sokağının sakinlerini terörize eden ve ebeveynlerinin günahlarını onların her tarafından hormon fışkıran genç çocuklarına yükleyen bu korku serisi, 80’lerin plastik makyajları ve efektlerinin de en ilginç kullanımlarını barındıran, tam bir kült filmdir.

Wes Craven tarafından yazılmış ve yönetilmiş 1984 yapımı bu Amerikan korku filmi, Ohio’da Springwood isimli hayali bir kasabada birkaç gencin rüyalarında seri çocuk katili Freddy Krueger’ın hayaleti tarafından katledilmesini konu alır.Film, Elm Sokağı’nda geçiyor. Boşanmış bir aileye, dedikoducu arkadaşlara, kendisinin verebileceğinden daha fazlasını isteyen erkek arkadaşa sahip olan Nancy Thompson’ın ile kirli, kahverengi şapkası; kırmızı, yeşil kazağı, parmakları bıçaklarla dolu eldiveni ve yanık suratı ile en popüler korku filmi karakteri Freddy Krueger’ın başından geçiyor. Nancy’nin en yakın arkadaşı Tina ve Tina’nın Rod’la baş başa yatak odasında geçirdikleri bir gecede Tina’nın vahşice öldürülmesiyle Nancy’nin komiser olan babası Donald Thompson dahil herkes cinayetten Rod’u sorumlu tutar. Daha sonra Freddy’nin devamlı Nancy’nin kabuslarına girmesi, en yakın üç arkadaşının da kendisiyle aynı kabusları gördüğünü anlaması ve annesinin Nancy’e Freddy’nin gerçek hikayesini anlatması üzerine Nancy; gerçek katilin Rod değil, Freddy olduğundan emin olur ve sadece kabuslarda ortaya çıkan Freddy’e karşı ofansif bir tavır alarak onu rüya dünyasından çıkarmaya çalışır.

Elm Sokağında Kabus (A Nightmare On Elm Street) da , Heather Langenkamp, Ronee Blakley, Amanda Wyss, Jsu Garcia, Robert Englund ve Johnny Depp adlı oyuncular filmin kadrosunda yer almaktadır. Johny Depp, oyunculuğa ilk adımını bu filmle atmıştır. Film, korku türünde çok önemli bir yere kavuşmuş, filmin kötü adamı Freddy sinema tarihinde en çok bilinen kötü karakter olmuştur. Hem eleştirmenler hem de Craven filmin başarısında slasher türü (gençlerin psikopat bir seri katil tarafından katledildiği filmler) korku filmlerin altın çağını başlatan Halloween (1978) filminin önemli rol oynadığını ifade ediyorlardı.

Gerçeklik ve rüya alemi arasında gidip gelen bir öyküsü vardır. Rüyalar aleminde var olan Freddy Krueger gerçek dünyadaki insanları öldürebiliyordu. Devam filmleri de gerçeklik ve rüya arasındaki farkları bulanıklaştırmaya devam etmiştir.

70’li yılların sonunda, 80’lerin başında Sean Cunnigham, John Carpenter ve Tobe Hooper korku türünü tanımlamışlarsa da, Wes Craven, aynı türü sadece bir kez değil, – Çığlık filmiyle birlikte – iki kez üst üste tanımlamıştır. Ancak, Çığlık’tan önce Elm Sokağında Kabus ve 100 delinin gayri meşru oğlu Freddy Krueger vardır. Pek çok film gibi bu filmde, korkunun “kurallarına” sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Korku sinemasının kurallarıyla ilgili herhangi bir fikriniz yoksa, bilginiz için bu kuralları kısaca sıralıyoruz: ‘Bakire’ hayatta kalır, cinsel ilişkiye girerseniz ölürsünüz, alkol ya da uyuşturucu alırsanız yine ölürsünüz. “Geri döneceğim” diyemezsiniz; çünkü dönemeyeceksiniz.

HİKAYE

Bıçaklar olan bir eldiven giyen bir karakter tarafından karanlık bir kazan dairesinde takip edilmektedir. Tam yakalandığı sırada Tina çığlık atarak uyanır ama geceliğinde tıpkı kabusundaki gibi kesikler bulunmaktadır.

Ertesi gün arkadaşı Nancy’ninde aynı rüyayı gördüğünü öğrenir. O gece Nancy ve erkek arkadaşı Glen, Tina’nın kendini daha iyi hissetmesi için orada kalmaya karar verirler. Daha sonra Tina’nın serseri erkek arkadaşı Rod onlara katılır. Rod ve Tina birlikte yatak odasına çekilirler. Tina uykuya daldığında kabus görmeye başlar. Rüyada bu sefer kötü adam Tina’yı yakalar ve doğramaya başlar. Tina’nın yatakta tepinmesiyle Rod uyanır. Tina’nın görünmez bir bıçak tarafından karnının deşildiğini ve tavana doğru sürüklendiğini görür. Odada başka kimse olmadığı için bunu Rod’un yaptığından şüphelenirler ve ertesi gün polis tarafından tutuklanır.

Nancy daha sonra 3 dehşet verici kabus daha görür. Hepsinde de Tina’ya saldıran korkunç bir karakter vardır. Bunun üzerine Nancy, Rod ile konuşmak için hapishaneye gider. Rod ne gördüğünü anlatınca Nancy kendi kabuslarındaki kişinin Tina’yı öldürdüğünü anlamaya başlar. Nancy ve Glen geç bir vakitte Rod ile konuşmak için karakola giderler. Ama Rod’u çarşafıyla boğulmuş halde bulurlar. Nancy hariç herkes bunun intihar olduğunu düşünmektedir.

Nancy, annesi Marge tarafından rüya terapi kliniğine götürülür. Burada uykuya dalar ve tekrar kabus görmeye başlar. Uyandırıldığında bu sefer kolunda bir kesik vardır. Ama rüyasından bir şey getirmiş olduğunu anlar; kötü adamın şapkası. Marge’nin bir şeyler gizlediğini anlar. Nancy şapkadaki Freddy Krueger isminin kim olduğunu sorar ama annesi “o öldü” yanıtını vermekle yetinir. Daha fazla saklayamayan Marge, Nancy’ye olayı anlatır. Yıllar önce 202den fazla çocuğu öldüren ve delil yetersizliğinden mahkemece serbest bırakılan bu katili öfkeli ebeveynler kendileri cezalandırmaya karar vermiş ve Freddy Krueger’ı kendi kazan dairesinde diri diri yakmışlardır. Şimdi ise Freddy intikam almak için geri gelmiştir.

Nancy, Glen’in yardımıyla Krueger’ı yakalamak için bir plan yapar. Ancak daha fazla dayanamayıp uykuya dalan Glen yatağın içine doğru çekilir ve öldürülür. Nancy, Freddy’yi gerçek dünyaya çekip getirmiştir. Nancy evin içinde koşarak Freddy’yi daha önce kurduğu bubi tuzaklarına doğru çekmeye çalışır. Freddy’i ateşe verdikten sonra onu bodruma kilitler. Polis olan babası o sırada Glen cinayetini incelemek için karşı binadadır. Nancy’nin çağrısını duyan babası hemen eve gelir. Bu arada Freddy bodrumdan çıkmış ve Marge’ı yastıkla boğmak üzeredir. Freddy, Nancy ile babasını görünce gözden kaybolur. Nancy babasını aşağı yollar. Freddy ile yüzleşmek için hazırdır. Ortaya çıkan Freddy’e korkmadığını belli etmek için sırtını döner. Ve O’nun tüm enerjisini çekip alır. Freddy yok olup gider.

Sonraki sahnede sabah olmuş ve rüyadan uyanılmışcasına her şey normale dönmüş gibidir. Nancy okula gitmek üzere Glen ile birlikte arabaya biner. O sırada Nancy hala bir rüyada olduğunu anlar. Araba Freddy’nin kontrolü altındadır, Nancy’nin çığlıkları arasında hareket eder. Marge’ın kapı camından içeri çekilmesiyle film sona erer.

“BİR,İKİ…FREDDY SENİN İÇİN GELDİ”

Craven ayrıca filmin konseptini doğu dinleri üzerine çalışarak geliştirdiğini ifade etmiştir. Başka kaynaklar ise 1968’de Craven’ın Clarkson Üniversitesi’ndeki öğrencilerinin yaptığı bir film projesinden etkilendiğini söylerler. Bu film modern korku filmlerini tiye alıyordu. Ve Potsdam, New York’ta Elm Sokağı’nda çekilmişti. Filmde Potsdam şehrinin adı tersten yazılarak Madstop olarak değiştirilmişti. Ayrıca, tesadüf olarak, 1957’de 3 çocuğun katili olarak hapse atılan, Kanada’lı seri katil Peter Woodcock, 1982 yılında adını resmi olarak David Michael Krueger olarak değiştirmişti. Akıl hastanesine gönderilen Woodcock, burada dördüncü cinayetini işlemiştir. Bununla beraber Craven, Freddy Krueger karakterinin bu katille ilişkisi olmadığını söylemiştir. Craven, bu ismin çocukluk yıllarından geldiğini ifade ediyor. Okulda Fred Krueger isimli bir çocuk tarafından rahatsız edilen Craven, karakterin adının buradan geldiğini söylüyor. Ayrıca daha önceki filminde (The Last House on the Left, 1972) tecavüz suçlusunun adı Krug’du.

Craven, Krueger’ın görünüşünü çocukken kendisini korkutmak için söylenen kırmızı-yeşil süveterli evsiz bir adama dayandırmıştır. Başlangıçta çocuk istismarcısı olarak düşünülen karakter daha sonra çocuk katili olarak değiştirilmiştir. Wes Craven filmin senaryosunu yazmaya 1981 yılında yazmaya başladı. Senaryoyu çeşitli film şirketine götürmüşsede hepsi farklı sebeplerle geri çevirmiştir. İlginçtir ki senaryo (çocuklara yakın içerikler hazırlayan) Walt Disney Productions’a bile götürülmüştür. Paramount Pictures ise o sıralar yapımı süren Dreamscape (1984) filmiyle benzerliklerinden dolayı Craven’ı geri çevirmişti. En sonunda New Line Cinema isimli yeni, bağımsız bir şirket tarafından kabul edildi. Film, şirket tarihinde önemli bir yer tutar. Stüdyosunun Freddy’nin Evi olarak anılmasına sebep olmuştur.

KORKU SİNEMASINDA ‘TEEN-SLASHER’ ALT TÜRÜ VE A NİGHTMARE ON ELM STREET

A Nightmare On Elm Street, tür açısından özellikle 80’lerde büyük bir yükseliş gösteren korku sineması içerisinde teen-slasher alt türünde gösterilmektedir. Konu ve yapı itibarı ile 80’ler Amerika’sında baş gösteren gençliğin yoldan çıkması, uyuşturucu, alkol, seks gibi bağımlılıkların yansıtılması buna paralel olarak bu tip durumların cezalandırılması ile sonuçlanmasını gözler önüne sürer. Tür içerisinde değerlendirdiğimizde teen-slasher yani gençlerin katledildiği filmler bir nevi yoldan çıkan gençlerin cezalandırılması başlığı altında değerlendirilebilir. A Nightmare On Elm Street, tıpkı 13th Friday (13.Cuma, 1980) veya Halloween (Cadılar Bayramı, 1978) gibi bir cezalandırma mekanizmasını merkezine alır. Filmlerde kullanılan yoğun dini referanslar muhafazakarlığın yapı taşlarını sunar. Bu alt metindeki muhafazakarlık gençlerin manevi duygudan yoksun bir Amerika’yı var etme çabalarını engellemekte ve köklerini işaret etmektedir.

Filmlerdeki seri katiller genel olarak ölümsüzdürler. Bu da dini referanslardan biri olarak gösterilebilir. Tıpkı dinlerdeki meleklerin ölümsüz olduğu gibi cezalandırma mekanizması da ebedidir. Bu bağlamda ‘Tanrı’nın eli’ formatına giren bu seri katiller cezalandıran mekanizmanın yüzü olmuşlardır. Yüzlerine taktıkları maskeler ile bir kimlikten ziyade ‘ceza’yı temsil etmektedirler. Maskeli katiller daimi olarak acı çekmiş veya bir olay sonucunda kurban olmuş ya da aile bireyleri tarafından psikolojisi bozulmuş karakterlerdir. Zira Alfred Hitchcock’un ölümsüz eseri Psycho (Sapık, 1960) hatırlanacak olursa, annesi tarafından muhafazakar normlar ile yetiştirilmiş Norman Bates (Anthony Perkins), hayata tutunmakta zorluklar çekmektedir. İşlediği cinayetleri hatırlamamakla beraber annesini referans alarak ‘günahkarlar cezayı hak etmelidir’ alt başlığı altında işlediği cinayetleri meşrulaştırmaktadır.

A NİGHTMARE ON ELM STREET’İN TÜR İÇERİSİNDEKİ REFERANSLARI

A Nightmare On Elm Street’de ise durum biraz daha farklıdır. Hayattayken çocuk katili olan Freddy Krueger (Robert Englund) yeterli delil bulunmaması nedeniyle serbest bırakılmış, çocuklarının yaşamlarından endişe duyan Elm Sokağı sakinleri ise cezayı kendi elleriyle vermek adına Krueger’i diri diri yakmışlardı. Öldükten sonra rüyalarda kendisini gösteren ve ebeveynlerinin günahlarının bedelini çeken çocuklar aslında Amerikan gençliğinin birer temsili konumundaydılar. Anne babalarının ‘Amerikan Rüyası’ adı altında yaşamış oldukları lüks ve pervasız hayatlar onları Amerika’nın esas muhafazakar yapısından uzaklaştırmaktadır. Bunun bedelini ise yine aynı hayatı sürdüren pervasız yaşamları ile çocukları ödemektedir.

A Nightmare On Elm Street’in en büyük dini referanslarından birisi öldükten sonra rüyalarda çocukları öldüren Freddy Krueger’in annesinin hayattayken bir rahibe oluşudur. Bir yanlışlık sonucu akıl hastanesinde bir takım delilerin tecavüzüne uğrayan bu rahibe, Freddy’i hayata getirir. Freddy’nin annesi rahibe olsa da babası belirsizdir ve alay konusu olmaktadır. Okulda arkadaşları tarafından dışlanır. Oldukça sıkıntılı bir çocukluk ve gençlik geçiren Freddy Krueger’in saplantılı bir psikopat katil olması kaçınılmazdır. Burada Freddy’nin annesi Amanda Krueger’in tecavüzünün altını da çizmek gereklidir. Seksi meşru gören ve oldukça genç yaşta cinsel deneyimler yaşayan Amerikan gençliği ve bunu ahlaksızlık olarak nitelendiren muhafazakar kesimin kesişme noktası burada kendisini gösteriyor diyebiliriz. Düzenli bir aile olmayışı, özellikle Amerika’da babasız büyüyen çocukların oranı göz önüne alındığında gayrimeşru çocukların yaşadığı psikolojik sorunlar, hatta çocukların bu psikolojik sorunlar neticesinde intihara varan sonuçlarla karşılaştığının altını çizebiliriz. Burada rahibeden çıkan psikopat katil bir paradoksu meydana getirir. İyiden kötü, kötüden iyi olabilir mi? Sorusunu sordurur. Ancak yine de ahlaki temellere baktığımızda buradaki soru hala ceza mekanizmasıdır. Rahibe tecavüzü hak etmezken tecavüze uğramış, büyük bir yıkım meydana gelmiştir. Bu yıkımın cezasını ise yine paralel olarak rahibenin çocuğunu öldüren Elm Sokağı sakinlerinin çocuklarıdır.  

TÜR SİNEMASI DAHİLİNDE FİLMDE GÖSTERİLEN SEMBOLLER

Bu paralel ilerleyişte dikkat edilmesi gereken husus daima bir ‘günah’ kavramına odaklanmasıdır. Ailelerin cezasını çocuklar çeker, peki pervasızca yetiştirilen bu çocukların hesabı çocuklardan mı sorulmalıdır yoksa ailelerinden mi? Geleceğin anne babaları dikkatli olmalıdır, eğer çocuklarına muhafazakar bir yapı, düzenli bir aile ile yaklaşmazlarsa çocuklarının da ilahi adalet tarafından yargılanacağı alttan alta verilmektedir.

A Nightmare On Elm Street toplam 7 bölümden oluşmakla beraber, her ayrı bölümde gözümüze sokulan dini temalara; rahibe, hac, kutsak su, kutsal kitap ve kurtuluşun saflıkta olduğu, dine dönmenin gerekliliği farklı biçimlerde veriliyor. Peki, şeytanla yüzleştiklerini düşünen bu çocuklar filmin sonunda Tanrı’ya yakarırken aslında cezalandıranın da Tanrı olduğu bilincine ulaşıyorlar mı? Tıpkı diğer dinlerde olduğu gibi Hristiyanlık’ta da cennet, cehnnem, mahşer günü gibi kavramlar olduğundan bu seri içerisinde gözümüze sokulan kitaptan ayetler, inancın pekiştirilmesi gerektiği ve dinin temel kurallarının dışından çıkıldığı takdirde insanların cezalandırılacak oluşunu savunan rahibeler ve dini tematik mekanlar filmin muhafazakar yapısını bir adım daha öne çıkartıyor.

80’ler teen-slasher alt türü her ne kadar insanları korkutmak ya da eğlenceli vakit geçirmek adı altında sunulsa da Amerika’nın muhafazakar tokadıdır. Bu bağlamda ‘gençlerin katledildiği filmler’ derken aslında bu değerlendirmeleri yapmak önemlidir. Gençlerin öldürülme nedenlerini objektif bir şekilde masaya yatırdığımızda ortaya çıkan sonuç hep dine dayalı bir etkendir. Teen-slasher aslında bir nevi ceza filmidir. Gençler günahlarının bedelini öderler. Bu bağlamda A Nightmare On Elm Street serisine baktığımızda tür içerisindeki gerekliliklerin hepsini taşıdığı yadsınamaz. Zaten bu bağlamda büyük bir kült haline dönüşen seri kendi alt türünde de zirveye oturmuştur.

TEEN-SLASHER FİLMLERİNDE CEZA MEKANİZMASI VE A NİGHTMARE ON ELM STREET’DE İŞLENİŞİ

Teen-slasher türü içerisinde önemli sahnelerden birisi de parti sahneleridir. Parti sahnelerinde alkol ile zıvanadan çıkan, seks yapan gençlerin tek tek öldüğünü görürürüz. Bu da yine muhafazakar boyutta ciddi bir boylamdadır. ‘Aşırılık’ her dinin yasakladığı temel bir kuraldır. Aşırılığı zevk ve uyuşturucu ile zirve yapan gençlerin sonu yine bu aşırılığa karşı olan muhafazakar toplumdan gelir. Muhafazakar toplum bu tip gençleri ya da kişileri kınarlar, hatta cezalandırılmaları gerektiğini düşünürler. Pek çok sinema filminde günah = ceza denkleminin altı çizildiği gibi teen-slasher filmler kendi mahkemesini gözlerimizin önüne sererler. A Nightmare On Elm Street 2 : Freddy’s Revenge (1985), parti sekansında çocukların katledildiği, bunu pençeleri olan bir katilin yaptığı gösterilir. Bu katil aynı zamanda partiyi basan bir ahlak muhafızıdır. Bu muhafız yoldan çıkıldığının altını çizmekle beraber cezayı da beraberinde getirir. Tıpkı ilk filmde (A Nightmare On Elm Street – 1984)’te Freddy Krueger’in Tanrı’dan yardım isteyen kıza pençelerini göstererek ‘Tanrı bu!’ demesi gibi ilahi adalet kendisini yine yoldan çıkmış günahkar gençler üzerinde gösterecektir.

Teen-slasher alt türünde mevcut olan bu tür dini referanslar, gençliğin yoldan çıkış sahneleri A Nightmare On Elm Street serisinde de kendisini gösterir. Bu bağlamda tür içerisinde doğru bir denklem uygulandığı söylenebilir. Muhafazakar bir söylem ile yola çıkan film ceza kapsamında en psikopat katili bile göreve çağırabilir. Ölümün burada tanrının eli olduğu ama ölümün de psikopat bir katilden gelmesi büyük ironidir. Buradaki gönderilen mesaj kötü olarak bildiğimiz ve korktuğumuz şeylerin aslında ilahi adalet olarak bizlere ceza verebileceğidir.

Teen-slasher alt türünde cezalandıran psikopat katillere baktığımızda hep bir mağdur karakter, çocukluktan gelen sorunlar ve toplumun o insanı nasıl psikopat bir katil yaptığına tanık oluruz. Bu psikopat katiller aslında toplumun bir eseridir. Toplumun yarattığı bu katiller toplumun günahlarını ödetmektedirler. Çocukların üstüne gelen bu katliam rüzgarı ise genç Amerika’nın günahlarla dolu geçmişinin yeni nesildeki yansımasıdır. Yeni nesle verilen bu gözdağı ‘ailelerinizi örnek almayın, dini prensipleri olan düzgün bir hayata sahip düzgün insanlar olun’ dayatmasıdır. Çocukların içlerinden çıkamadığı kabuslar ailelerinin ve psikologların cinsel bastırılmışlık ya da ergenlik bunalımlarının rüyaya yansımasının aksine onların hiçbir zaman dikkat etmediği manevi kuralların çiğnenmemesi gerektiğine dair işaretler bütünüdür.

Tüm bu dinamik öğretiler ve dogmatik ahlaki kurallar belirli bir metin içerisinde olmasa da varoluşsal anlamda daima sürdürülebilirliğini korumalıdır. Koruyamadığı takdirde ise oto-mekanizma ile birlikte kural uygulayıcılar ister gerçek hayatta bir katil ya da rüyalarda bir canavar olarak devreye girer. Freddy Krueger karakterine yüklenen bu anlam dini öğretiler ve dogmatik düşünceler ile dalga geçse de onların savunuculuğunu yaptığının göstergesidir. Filmlerin İncil’den ayetler ile açıldığı düşünülürse, muhafazakarlık kisvesine gönderilen bu yorumların da inandırıcılığı ortaya çıkacaktır.

FİLMDEKİ RÜYALARIN TEMSİLİ VE CEZALANDIRMA SİSTEMİ

Peki tüm bu muhafazakarlık metaforları altında rüyaların sırrı ne olabilir. Psikanalizde rüyaların açık içeriğindeki sembollerden hareketle hastanın bilinçdışı dürtü, arzu ve çatışmalar bütününü açığa çıkaran bir durum olduğu belirtilmektedir. Freud, rüyaların bireyin derin ihtiyaç ve arzularını ve bunların doyumunu ifade ettiğini varsaymaktadır. Freud’a göre rüya yorumu bilinçdışına açılan ana kapıdır. Filmlere baktığımızda Freud’un bu kavramlarını detaylı bir şekilde görebiliriz. Sürekli olarak cinsel fanteziler kuran bir çocuğun rüyasında cinsel arzularını yerine getirirken öldürülmesi –ki bu da koyu muhafazakarlar için ölüm sebebidir- Freud’un yaklaşımını örnekler. Derin travmalarla geçirilmiş ama üstü bir şekilde örtülmüş yaraların rüyalarda kişiye acı vermek maksatlı çıkması, kişiye verilebilecek en büyük cezalardan birisidir. A Nightmare On Elm Street’teki kabus kavramı da tam olarak budur. Geçmişteki acıları yansıtmak ya da arzularının esiri olarak onlar tarafından öldürülmek ilahi adaletin temsilidir.

Jung’a göre ise rüya sembollerinin çoğu genellikle evrensel anlam taşımazlar. Kişiye göre değişen bireysel anlam taşımaktadırlar. Yani rüyayı gören kişinin kendi iç dünyasındaki değerlere göre düzenlenmişlerdir. Her insanın aynı sembole verdiği anlam ve değer aynı değildir. Bu da filmlerdeki rüya kavramının kişiye göre değişim göstermesinin anlamına yakındır. Yani herkesin geçirdiği acı deneyim ve tecrübeler bilinç altına atılmış olsa dahi cezalandırma sisteminde dışa çıkarılmaktadır. Freddy Krueger karakteri ise bu unutulmaya yüz tutmuş acı deneyimleri ya da zaafları rüyalarda insanlara göstererek ceza sisteminde bu dinamikleri kullanmaktadır.

A Nightmare On Elm Street ana merkezinde rüyaları kullanması ile türde farklı bir eşik açar. Yani teen-slasher’da gençler bir şekilde günahlarının bedelini öderler. Ancak A Nightmare On Elm Street serisinde bu bedel gençlerin yine zayıf oldukları konulardan ya da geçmişlerinde sakladıkları büyük travmalardan yola çıkılarak ödenir.

Yine bu alt tür içerisinde öldürücü alet olarak hep keskin aletlerin seçilmesi ‘Tanrı’nın İlahi Kılıcı’ kapsamında değerlendirilebilir. Halloween serisinde bu bir mutfak bıçağı iken 13th Friday’de bu keskin bir pala olarak karşımıza çıkar. A Nightmare On Elm Street’te ise bıçaklarla donatılmış bir eldiven ile kurbanlarını hedef alır. Kesici aletin eski çağlardan beri ceza sisteminde farklı bir boyut anlayışı sergilediği ortadadır. Günümüz teknolojik silahlarından uzak, tamamen eski çağlara dayanan kesici alet ve türevlerinin bu tip filmlerde kullanılması da mitolojik ya da dini referansları beraberinde getirir.

‘Ailelerin Günahlarını Çocuklar Öder’ alt metini ile yaklaşan A Nightmare On Elm Street zinciri bu bağlamda iyi ve kötü denklemini de muhafazakar bir söylemle kendi açısından çizgilerle ayırmaktadır. Aileler çocuklarını korumak adına psikopat bir katili kendi elleriyle öldürürken aslında en büyük günahlardan birisini de işlemiş oluyorlar. Bu da aslında çocuklarına koruma kisvesi altında en büyük kötülüğü yaptıklarını göstermektedir. İlahi adalet er ya da geç tecelli edecektir demektense ilahi adaletin işini yapma görevini üstleniyorlar. Bu da korumak istedikleri çocukları metaforik bir şekilde öldürdükleri anlamını taşımaktadır.

Film tür içerisindeki dinamikleri layığı ile sergilerken alt metindeki günah-sevap-intikam-aile kavramlarını da zeki bir şekilde işlemektedir. Bu bağlamda bakıldığında film, 80’ler korku sinemasında önemli bir yere sahip teen-slasher alt türünü tüm işlevselliği ile ortaya koymaktadır.

A Nightmare on Elm Street Heather Langenkamp

KÖTÜ GENLERLE SARILMIŞIZ

Seks, uyuşturucu & Rock’n Roll ile geçen dönemin ürünleri olan ve bir kitle histerisi geçiren (Freddy’nin kurbanlarının) gençlerin oluşturduğu toplu durum, Freddy Krueger’ı muhafazakar bir kimliğe indirgeyen metinler sunuyor. Çünkü Freddy ve kabus sorunsalı rasyonel bir kimlikle ele alındığında suç ve özgür seksin yan ürünleri olarak açıklanıyor. Ele alınmayan ve üzerine gidilmeyen faktör ise bu gençlerin birbirlerini tanımadan önce Freddy ile yüz yüze gelmiş olmalarıdır. Bu durum Freddy’nin rüya boyutunda terör estiren bir karakter olmasının korku filmlerinin rasyonel dışı bakış açısıyla ele alınmasındaki müsait sebeptir. Alt metinde ise Freddy’nin Amerikan rüyasını bozan muhafazakar yapısı, rasyonalizmin sınırları dahilinde yatan psikolojik ve psikiyatrik sebeplerdir.

Psikolojik yaralar babında gençlerin Freddy tehdidiyle yüz yüze gelmeleri, Freddy’nin bir simge olarak görülmesine ve bu simgenin genç neslin genel bir değerlendirme sonucunda ele alınmasına neden oluyor. Freddy Krueger simgesinin muhafazakar, sağ görüş yapısını, ‘68 değerlerine vurulan bir darbe olarak gün ışığına çıkarabilmek için, Freddy tehdidiyle yüz yüze gelen gençler, fantastik rüyalardan ayrıştırılmalıdır. Burada korku filmlerini ilgilendiren fantastik yapı, sosyal ve toplumsal yapıyla yer değiştiriyor. Korku sinemasının canavar, katil, yaratık tiplemeleri her daim toplumsal değerlere vurulan bir darbe niteliğinde simgesel bir özellik kazanmıştır. Bu toplumsal metinler, fantastik yapıyla değerlendirildiğinde kapalı ama kendini belli eden normlar haline geliyorlar.

 

 

 

 

 

paylaşınShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
The following two tabs change content below.

Olca Karasoy

Olca Karasoy 1991 yılında İstanbul'da doğdu. Arel Üniversitesi Gazetecilik bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik yaptı. 2016 yılında Beykent Üniversitesi Sinema TV bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Tezlerini animeler üzerine hazırladı ve animeler ile ilgili belgesel bir film çekti. Hint, Kore ve Japon kültürü - sineması, macera ve korku oyunları ile ilgilenen yazar, boş zamanlarını yüzerek ve fotoğraf çekerek değerlendirmekte, kimi zaman da tiyatroya gitmektedir. Merlin Media'da Koordinatör olarak görev yapan Olca Karasoy, çeşitli dergi ve sitelerde oyun, anime, sinema makaleleri ve kitap yazmakta, kitap çalışmalarını sürdürmekte ve doktoraya hazırlanmaktadır.

Categories:   Film Analizi

Comments